Kıssadan hisse Bir ömür nasıl geçerse öyle de biter


Hayatının çoğunu ilim meclislerinde sohbet anlatmakla ve dinlemeyle geçirmiş.. Bir gün sohbete gitmiş yine orda onu öyle edepli bir şekilde dinleyen birini görmüş onun o duruşu o içtenliği çok hoşuna gitmiş. Sohbet boyunca o adam nazarla ona bakmış. Sohbet bitmiş artık herkes dağılmış en son bu ikisi kalmış iki saat boyu sükut etmişler kalb kalbe vermişler en sonunda bu hoca sohbet dinleyenin yanına gitmiş demiş ki;

- Kurban sen ne kadar güzel dinliyordun kalbin ne kadar güzel Allah’ı anıyordu seninle tanışmak isterim kimsin nerelisin adın ne falan derken?

Sohbeti dinleyen şöyle der:

- Benim gitmem lazım seninle yarın görüşelim buyur evime gel filan adresteyim.. ve şöyle sıkıca birbirlerine sarılı verirler.

Ertesi gün olur adam derki: 

-Bugün temizleneyim bir gusül alayım, sonrada bugün beyazlarımı giyeyim kapının önüne çıkar bakar ki; bütün tanıdıkları o yoldan geçiyor onlarla yürür bakar ki; onlarda o tarafa gidiyor tam o kişin evinin önüne gelir ve kapıyı çalar….

- Kapıyı o genç çocuk açar derki:

- Selamun aleyküm

İçeri girer ve bir bakar sanki cennet gibi bir ev çok güzel bir gün geçirirler. Sohbetle ibadetle Allah’ı anarak en sonunda gün biter ve hoca derki:

- Ben artık kalkmalıyım.

Genç çocuk derki:

- Nereye buradan gidemezsin.. Sen kapıdaki yazıya bakmadın mı?

Adam şaşırır ama nasıl olur ben bir şey görmedim. Bir bakar ki "Buraya giren bir daha çıkamaz."

- Peki bu nasıl olur bu ne demek ? der adam..

Çocuk derki; 

- Sen beni tanımadın mı? Ben Azrailim…

Azrail şöyle der:

- Sen Allah’ın adını çok anardın çok severdin sohbetlere gider onu anlatır onu dinlerdin. sohbeti çok sevdiğin için Allah’da senin canını sohbet ortamında almamı istedi ve bana sarıldın hani buluşmak ümidiyle o an ben senin ruhunu çekmiştim bile. Ve sen eve gittin ertesi sabah oldu bir gusül aldın O an seni yıkıyorlardı. 

Sonra dedin bugün beyazlarımı giyeyim seni kefenliyorlardı, 

Sonra kapıya çıktın eşini dostunu gördün seni tabutunda taşıyorlardı.

 Ve en son kabire girdin yani buraya işte burası senin evin artık burada Allah’ı anarak geçirebilirsin işte senin cennet gibi olan evin ..

O adam sohbeti ilim öğrenmeyi ve ilim ile amel etmeyi çok severdi. Allah’ta ona ne ölürken nede kabrinde acı çektirmedi. Hatta hissetmedi bile.. 

Ölümü bu kadar güzel Allah’ı anılan yerde olmak 

Allah'ı sevmek onun adını zikretmek..

Allah hepimize nasip etsin böyle can vermeyi böyle Allah’ı sevmeyi Aminnn.. Bir ömür nasıl geçerse öyle de biter. Sermayeyi güzle kullananlardan olmak duasıyla kıssadan hisse alanlardan oluruz inşallah..

💖🌹🌷🌸

Sıvış senesi ne demektir ?


Osmanlı İmparatorluğu'nda Ay (Hicri) ve Güneş (Mali) takvimleri arasındaki 11 günlük farkın yarattığı bütçe açığını dengelemek amacıyla, yaklaşık her 33 yılda bir Hicri takvimden bir yılın atlanarak yok sayılmasıdır. Bu yöntemle, hazine giderlerinin (yeniçeri maaşları) gelirleri aşması sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar geçici olarak çözülmeye çalışılmıştır.

Amaç: Mali yıl ile takvim yılı arasındaki uyuşmazlığı gidermek ve bütçeyi dengelemek.

İşleyiş: Hicri takvim, Güneş takviminden yaklaşık 11 gün daha kısa olduğu için, 33 yılda bir yıl eksik kalır. Osmanlı bu yıla "Sıvış" der ve o yılı takvimden çıkarırdı.

Özellikle 17. yüzyıl ve sonrasında, hazine üzerindeki büyük yükü hafifletmek için uygulanan bir tür "mali yöntem" olarak öne çıkar.
Etkisi: Tarihçiler, büyük isyanların veya mali krizlerin genellikle bu sıvış yıllarına denk geldiğine işaret eder.
Terim Anlamı: Osmanlı maliye dilinde, bir yılın "kaynaması" veya aradan "sıvışması" (yok sayılması) anlamında kullanılır.

Bu uygulama, Osmanlı'nın takvim karışıklıklarından doğan bütçe sorunlarına karşı ürettiği özgün ama zoraki bir çözümdü.

Hasılı kelâm: Osmanlı maliyesinde hicrî ve malî yıllar arasında eşitliğin korunması için her otuz üç yılda bir düşülen hicrî senenin adı.

Aklımızın ucunda bulunsun belki lazım olur. 🌹💕
اللهم صلي على محمد وآل محمد الطيبين الطاهرين 🎀



Ramazan bizim için kısaca ne ifade ediyor

Kur'an-ı Kerim'de ismi açık olarak geçen tek ay Ramazan ayıdır. 

Ramazan bizim için kısaca ne ifade ediyor..✔

Oruç tutmayı azmediyoruz.. ✔

Peygamber Efendimiz (s.a.s); 
Kim inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır" (Buhârî, Savm, VI) buyurmuştur.

Kur'an-ı Kerim bu ay içerisinde indirilmiştir.✔
Yüce Rabbimiz; Ramazan ay'ı öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur'an, bu ayda indirildi" (el-Bakara, 2/185)

Oruç bu ayda üzerimize farz kılınmıştır.✔
"Sizden kim bu aya yetirirse oruç tutsun" (el-Bakara, 2/185) buyurulur. Ramazan ay'ı girince şartlarını taşıyan kimselere oruç farz olur.

Kur'an-ı Kerim'de,✔
"Bin aydan daha hayırlı" olduğu belirtilen Kadir gecesi bu ay içerisindedir.

Teravih namazı da bu ay'a mahsus ibadetlerimizdendir. ✔
Ebû Hüreyre (r.a)'dan şöyle rivayet edilmiştir:
"Resulullah (s.a.s)'in Ramazan hakkında şöyle buyurduğunu işittim: Kim inanarak ve sevabını umarak Allah rızası için teravih namazı kılarsa geçmiş günahları bağışlanır" (Buhârî, Teravih,I; ayrıca bk. Teravih).

İtikaf ✔
"Resulullah (s.a.s) Ramazan ayının son on günü girince elini eteğini toplar, geceyi ihya eder ve ev halkını uyandırırdı" (Buhari, Kadr, V). 
Yine Hz. Âişe (r.a.) dan şöyle rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.s) Ramazan'ın son on gününde vefatına kadar itikafa girdi. İrtihalinden sonra da zevceleri itikafa devam ettiler" (Buhari, İtikaf I).

Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i okumak, hayır ve hasenatta bulunmak: ✔
 İbn Abbas (r.a.) dan şöyle rivayet edilmiştir: 
"Resulullah (s.a.s) insanların en cömerdi idi. Onun bu cömertliği Ramazan ay'ı girip de kendisiyle Cebrail (a.s.) karşılaştığı zaman daha da artardı. Cebrail (a.s.) Ramazan ay'ı çıkıncaya kadar her gece Resulullah (s.a.s) ile buluşup, Resulullah (s.a.s) Kur'an'ı arzeder (okur) du. Resulullah (s.a.s) Cebrail (a.s) ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert, daha faydalı olurdu" (Buhari, Savm, 7).

Hz. Peygamber (s.a.s)'e; "Hangi sadaka daha faziletlidir?" diye sorulunca, "Ramazan ayında verilen sadaka" buyurmuştur (Tirmizi, Zekat, 28).

Fıtır sadakası vermek bu aya mahsus bir ibadettir..✔
Zekata tabi varlığımızın üzerinden bir sene geçtiyse ramazanda zekatını vermek..✔

En kısa şekilde anca bu kadar özetle anlatabildim. Ama ibadetin özü sırf Allah için sevip Allah için buğz ederek bu ibadetleri yapmak. Rabbim nasip eyleye :) amiiin amiiin Hayırlı ramazanlar  





Abese Suresi ile ilgili edepler: İbn Ümmü Mektûm'un Hatası

 


Herkese merhabalar .............🌹 işaretiyle yazmış olduğum tespitler acizane bana aittir ilavelerinizi yorum olarak bırakırsanız çok mutlu olurum :))

Sizlere Abese suresinde ki bazı önemli ve az bilinen noktaları Fahreddîn Râzî hazretleri tefsirinde ders niteliğinde bize bazı edepleri öğretiyor. Aslında Müslümanım diyen herkesin bilmesi gerekir diye düşünüyorum.. 

Peygamber Efendimiz sav İşkencelerin ve azapların çok arttığı bir dönemde İslâm'ın yayılmasının hızlanmasını ve bu sıkıntıları aşmak istediği için Mekke'nin ileri gelen müşriklerine tebliğ yaptığı sırada kör sahabe İbn Ümmü Mektûm gelip sözünü keserek:

"Allah'ın sana öğrettiklerini bana da öğret, bana da oku..." der. 

Bunu birkaç kez tekrarleyınca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), İbn Ümmü Mektûm'un sözünü kesmesini hoş karşılamaz, yüzünü ekşitir ve ondan çevirir de, işte bunun üzerine bu ayeti kerimeler nazil olur. 
Detaylı bilgi için yukarıda link verdim onu okuyabilirsiniz. 

Allah'ın Resulü, artık bundan sonra, bu zatı hep taltif eder, gördüğü her yerde, 
"Kendisi yüzünden Rabbimin beni kınadığı zata merhaba..." der ve ihtiyacı olup olmadığını sorar. 

Aynı zamanda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu zatı, kendisi savaşa katıldığı sırada, iki kez Medine'de, yerine bırakmış ve (Medineliler de) onun arkasında namaz kılmışlardır. 

🌹 Ümmü Mektûm'un Hatasından çıkarılacak🌹

✅ Bu zat, her ne kadar gözlerini kaybetmiş olmasından dolayı oradakileri görmese bile, ne var ki, duyu organlarının sağlam olmasından dolayı, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in o kafirlere hitab ettiğini ve onların seslerini de duyuyordu. Orada konuşulanları duymuş olmasından dolayı, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bu işe ne denli ehemmiyet verdiğini anlamış olmalıydı.Onun, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in sözünü kesmeye yönelmesi ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in gayesi tamamlanmadan önce, araya kendi maksat ve talebini sokuşturması, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için bir eziyyet vermedir. Bu ise, büyük bir günahtır.

.............🌹O nedenle Kur'an okuyana sohbet meclisinde hocaya selam verilmez, sözü kesilmez...


✅ Daha mühim olan (el-ehemm), daha az mühim olandan (el-mühimm) önce gelir. Bu zat, zaten müslüman olmuş, dine dair ihtiyaç duyduğu şeyleri de öğrenmişti. Ama o kafirler ise, müslüman olmamışlardı. Halbuki, onların müslüman olmaları, büyük bir topluluğun müslüman olmasına sebep olacaktı. İbn Ümmi Mektûm'un araya, ufacık bir maksattan dolayı bu sözü sokuşturması, bu büyük menfaatin elde edilmesine bir sebep gibi menfaatin elde edilmemesine bir sebep gibi olmuştur ki, bu haramdır.
.............🌹Sohbet verirken araya laf girmesi dikkati dağıtıyor dersi bölüyor ve istenilen sonuç elde edilemiyor feyiz dağılıyor yani..

✅ Cenâb-ı Hak, "Evlerin arkalarından sana seslenenlerin ekserisi bilmezler, cahildirler" (Hucurat, 4) buyurmuş, böylece bu kimseleri, vakitsiz olarak seslenmekten bile nehyetmiştir.
.............🌹 Ümreye gidenler bilirler Mescid-i Nebeviyi ziyaret ettiğimizde fısıltıyla konuşmamızın sebebi burada anlaşılıyor. İnen ayetlerin sebebi nuzüllerine göre hareket etmeliyiz.. Sesimizi Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in sesinden yüksek tutamayız. Cemaatlerde hocanın yanında çok edepli olmalı ve sesimizi onun sesinden yüksek tonda tutmamalıyız. Allah cc hoş karşılamıyor.. 

✅Cenâb-ı Hakk'ın bu zat "kör" diye anması, onu küçümsemek için değil tam aksine şöyle demek içindir: "O kör olduğu için, daha fazla şefkate ve acımaya müstehakdı.. Ey Muhammed, senin ona kaba davranman sana nasıl yakışır?" 
.............🌹O kendisini zahiri ve manevi olarak güzelleştirme çabasında ve ona göre muameleyi hak ediyor. Bizler istidadına göre hareket etmeliyiz. Bizim istediğimiz kişiler ya da talebeler emek vermiyor çaba göstermiyor olabilir. Bu engelli bir kardeşimizde olabilir. O nedenle isteyene çaba gösterene zahiri bir bakışla değil batini bir bakışla ona göre tebliğde bulunmamız lazım. Veya talebe yetiştirmemiz lazım..  

✅Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, ashabını eğitme hususunda izin verilmişti. Ancak ne var ki burada, bu hareket, zenginlerin fakirlere tercih edildiği zannını uyandırıp, bu da dünyanın dine tercih edilmesi vehmini doğurunca, işte bundan ötürü böyle bir kınama varid olmuştur.
.............🌹Bizler tebliğ yaparken zengin fakir yani dünyadaki mertebesine göre ayrımcılık yapamayız. Ne cemaatte ne de talebelerimiz üzerinde...

Örgü Tokalarım ve Bahçelievler Kentsel dönüşüm

 

Herkese merhabalar nasılsınız ben ilk fırsatta geldim biraz seyrek uğruyorum buralara ama inanın hiç fırsatım olmuyor.. 
Gördüğünüz çocuk tokaları, sac bandını örüp kursta masanın üzerine bırakıyorum. Beğendiğinizi alıp ücretini kumbaraya atabilirsiniz.
Bana göstermenize bile gerek yok ama en az 100₺ den az olmasın sonuçta kursun bir ihtiyacını karşılarız diyorum.. 
Allah Razı olsun sessizce seçip alıyorlar ve kumbaraya parasını bırakıyorlar. :)


Bu saç bandını torunuma yaptım. Diğer çocuklar içinde yapacağım inşaallah.. 

Kurstaki hanım talebelerimizden bir kardeşimiz evdeki kalan iplerini getirdi çok sevindim örgü örerken sakinleşiyorum.. Klavyem yapış yapış torunum şeker yemiş bilgisayarda =))


Gelinim, torunumun saçlarını ördü biraz huysuzluk ettiği için bu kadar yapabildik :)



Bir kaç gün önce kursun kapısına yanaşırken bu uçarak yanıma düştü. Çatıları bunula kaplıyorlar ne yalıtımı olduğunu bilmem. Ama köpük sonuçta eski yapılar mı daha sağlam yoksa şimdi ki Yirmi otuz milyona satılan daireler mi daha sağlam bilemiyorum.  

Bugün kursun olduğu sokakta bina yıkımı var daha doğrusu her sokakta bir bina yıkımı var. Toz duman hortumla sıkılan su çok komik hiç etkili değil birde üzerine trafiği de kesmeye başladılar. Bu işin sonu nereye varacak bilmem taksiler gelmiyorlar trafik felç diye.. Toplu taşıma şoförlerine de Allah yardım etsin sabır işi bir gün değil üç gün değil uzun zamandır böyle.. 
Evimin karşısındaki bina boşaltıldı yıkım olacak hemen ona yaslanmış bina her yeri çatlak dökük. Pencere pervazlarda kırılmalar dökülmeler var ve bina dolu kentsel dönüşüme de gitmedi. Bitişiği yıkılacağı zaman evden gitmeyi düşünüyorum yüreğim kaldırmaz gerilim filmi gibi.. 
Deprem sarsıntısı olduğunda hatırlıyorum parka kaçacağız binanın sıvaları dökülüyordu aşağıdaki park halindeki araçlara.. Peki el insaf kardeşim biran önce çıkın  hayat memat meselesi.. Belediye başkanı kaç kere geldi açılış yaptı hemen karşısında caminin yok Kuran kursu yok anaokulu açılışı bahanesiyle o binaya açılış pankart asıyorsunuz görüyorsunuz ayakta zor duruyor. Ama yoook illa bir kaç can gidecek ne diyeyim Allah sonumuzu hayreylesin...   
Hemen yan sokakta binalara da afiş astılar yıkılacak diye. Bazıları çok hızlı bir şekilde yapılıyor bazıları da beklemede göç yoğunluğu var.. 
Ben Kuleliye çok yakınım yeni binalarda dükkan yapılmıyor. Sığınak ve park da yok çok ilginç. Eskiyi yıkıp yerine yeni yapılan binalar sadece gösteriş. Çevre düzenlemede yok. Bu kadar binalarda herkesin kendi aracını park etmek istediğinde kapısının önüne koymak istiyor. Perşembeden cuma pazar kurulucağı zaman arabalar park yeri bulamıyor. Kavgalar ve kazalar hiç eksik değil buralarda..
Neyse velhasılı kelam hayır konuşalım ya da susalım hadisi şerifi gereğince 
Selam ve dua ile  emanet olalım.. diyeyim görüşmek üzere..
 


Türk bayrağı balon yere düşüyor neden?


Bir kaç gün önce küçük torunum öyle bir cümle kurdu ki onunla gurur duydum ve üzerinde emeği olan herkesle kendimle de tabi :)

Okulda (anasınıfı) çocukları 10 Kasımdaki Atatürk'ü anma törenlerine hazırlık için ve ne alakaysa hâlâ anlamadığım Türk Bayrağı balonlar ile çalıştırırlarken balonlar yere düşüyormuş normal olarak.. 

Demek ki torunum Türk bayrağı balon yere düşmesin diye baya çaba sarfetmiş. Annesine de sorarken şahit oldum. Bayrağa verdiğimiz değeri görüyor evimizde de var.  Ailecek saygılı olmayı ve değer vermeyi öğretiriz..

"Türk bayrağı balon yere düşüyor anne neden? Hani düşmeyecekti..." 

Anlayamadığı neden Türk bayrağından balon yapmışlar o bir oyuncak yere de düşer havaya da uçar.. Bunu bir çocuk düşünüyor da neden ilgilenmesi gerekenler duyarsız kalıyor... Torunumla gurur duydum milli ve manevi değerlerinin farkında olan ve koruyan nesiller yetiştirmek gerekir..  

Türk Bayrağını gördüğüm yerde herkese "Türk bayrağı temiz ve ütülü olmalı eski püskü bayrağı takmayın pencerelerinize balkonlarınıza" diye uyarır ve Türk Bayrağı Koruma Kanunundan bahsederim ve ne yazık ki hiç bilinmeyen konulardan...Umarım anlatmak istediğimi güzel ifade edebilmişimdir. 

Ardımızdan gelen nesillere kopukluk yaşamadan bayrağı teslim edebilmemiz lazım. Kayıp vermeden sağlık ve afiyetle inşAllah!

Herşeye rağmen umut doluyuz.. Yeniden ve yeniden hayata gözlerimizi açabildiğimiz bir vatanımız var şükürler olsun.. 

Bizlerde her daim memleket sevdalısı olarak dualarla ibadetlerle vatanımızın dirliği ve birliği için çalışıyoruz. Sevgi ve muhabbetle kalın..ლ(´ڡ`ლ)


BAYRAK
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, 
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, 
Işık ışık, dalga dalga bayrağım! 
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. 

Sana benim gözümle bakmayanın 
Mezarını kazacağım. 
Seni selâmlamadan uçan kuşun 
Yuvasını bozacağım. 

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... 
Gölgende bana da, bana da yer ver. 
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar: 
Yurda ay yıldızının ışığı yeter. 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün 
Kızıllığında ısındık; 
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün 
Gölgene sığındık. 

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı; 
Barışın güvercini, savaşın kartalı 
Yüksek yerlerde açan çiçeğim. 
Senin altında doğdum. 
Senin altında öleceğim. 

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: 
Yer yüzünde yer beğen! 
Nereye dikilmek istersen, 
Söyle, seni oraya dikeyim!

Arif Nihat Asya

Not:

Kanun Numarası: 2893, Kabul Tarihi: 22/9/1983

Yayımlandığı Resmi Gazete:
Tarih: 24/9/ 1983 Sayı : 18171

Yayımlandığı Düstur: Tertip: 5 Cilt : 22 Sayfa : 599 

Madde 7 – Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya üniforma şeklinde giyilemez.Hiçbir siyasî parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz.
Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz.
Bu Kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır.


Tarihi anlamak lazım ! Ve çıkarılacak ders..

Tarihi anlamak adına bazen bu tür yazılar paylaşıyorum umarım faydalı olurum okuyan kardeşlerime ...
Selçuklu tarihine baktığımızda taht kavgaları ve Türk devletlerinin birbirleriyle olan savaşları devleti zayıflatarak yıkılmasına sebep olmuştur. 
İbretlik bir tarih bırakmıştır bizlere de..
Osmanlıya baktığımızda özetle Yavuz Selim’in kardeşi Şehzade Ahmed, onun padişahlığını kabul etmeyerek emrindeki askerlerle ona savaş ilan etmiş ve bu iç harbi kaybedince de kanunların gereği olarak idam edilmiştir. Yine onun en çok sevdiği kardeşi Korkut eşkıyalar ile işbirliği yaptığı için idam ettirmişti. 
Hiç kolay bir şey değil İslâm'ın devletin bekası için aileni sevdiklerini feda etmek. Yavuz’un kardeşinin idamından sonra günlerce hüzün ve keder içerisinde ağladığı tarih kitaplarına kaydedilmiş.. 
Dediğim gibi devletin bekasını ve milletin selametini, şahsi alaka ve muhabbetinin üstünde tutmuştur.
Yavuz Sultan Selim, idam kararlarını Şeyhülislam’ın fetvasıyla icra etmiş ve bu fetvaların kendisi ile birlikte kabrine konulmasını vasiyet ederek şöyle demiş:

“Ben huzur-u İlahide bu fetvaları yaptığım icraatlarıma şahit tutacağım.”

Ne yazık ki, işin zaruret ve hassasiyetini anlamayan ve yapılan bu fedakârlığı kasıtlı olarak gaddarlık ve vahşet olarak yaymak çabasında olanlar az değildir. Bizim ecdadımızı karalayanlar Osmanlıların âlem-i İslam’a ve insaniyete ettikleri maddi ve manevi nice hizmetleri görmeyip de bu gibi cüzi meselelere (Kardeş katlini) takılıp kalmak, aklın kârı ve vicdanın kabul edeceği bir şey değildir. 

Peki günümüze gelelim Filistin'i adeta unutturacak medyada örtbas edecek kadar toplu katliamlar yapılan Sudan'a ya da Doğu Türkistan üzerinden çok geçmedi hatırlayın Suriyeden gelen katliam vidolarını... İtrail'in elinde oyuncak olan Arap devletleri ve sıcak para (Benim en çok canımı da yakan bu! Müslümanın aşk ile yaptığı ümre ve hac paralarıyla mazlum coğrafyalarda katliam yapılması) 

Devletler orman kanunu uyguluyor artık. Sınırlarını hiç önemsenmediği ve nerede kıymetli maden var orada katliamın yapıldığı bir yüzyıldayız.. 
Biz dua ordusuyuz vazifemiz hiç küçümsenmemeli.. Ama bir de ciha. ordusu olmalı..
Tüm dünyada din dil ırk gözetmeksizin korumak gibi bir vazifesi olmalı.. Osmanlı bunu başardı İrlanda'da ki açlara bile gemilerle yardım göndermiştir ve nice mazlum coğrafyalara yetişmiştir.. 

Sözü uzattım galiba ama tarihini iyi bilen bir nesil yetiştirmezsek eğer.. Vatanseverlikten vicdandan insanlıktan haberi olmayan devletsiz milliyetsiz ve bilinçsiz, sadece dünyasını imar eden insanlar yetiştiririz. Hatta yetiştirdik bile on yıla kalmaz bu gençler hizmete geçecekler biz onlara ne verdik ne alacağız.!
Boş beklenti içinde olmayalım yine de hüsn-ü zan üzere dualarımız hayr üzere :)

Hayır duası eder hayır duası beklerim sevgi ve muhabbetle..

Tarihten almam gereken bir ders var ise: Kişisel çıkarlarım için devletimi milletimi ailemi hatta kendi nefsimi tehlikeye atacak hiç eylemde olmamam lazım! Bu tüm makamlardaki insanlar için geçerlidir... 

Not: 
Fıkıh kitaplarındaki şer’i hükümleri nakleden ve kaynaklarını da teker teker gösteren Dede Efendi, "Siyasetname" adlı eserinde şöyle demektedir:

“Nizam-ı memleketin bozulmasına sebep olan, fitne ve fesada teşvik edenler, bu şeni fiilleri bizzat işlemedikleri vakitlerde dahi, katledilebileceklerine fetva verilmiştir. Ayrıca ulu’l-emre tanınan bu siyaset hakkının tatbiki için bilfiil fesadın tahakkuku ve sebeb-i adi olan şahsın fil-hakika şerir ve müttehem olması da şart değildir. Zira vukuundan evvel def-i fesat, vukuundan sonra refinden daha kolaydır. Bir bid'atçının bid'atının yayılacağından korkan dindar padişahın, milletini onların şerrinden korumak ve nizam-ı alem için, isyana teşebbüs edeni idam etmesi caizdir.”

Hanefi ve Hanbeli mezhep imamlarının çoğu, "nizam-ı alem için idam cezasının verilebileceğini" söylemişlerdir.



Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı